6 Aralık 2017 Çarşamba

Peri Gazozu - Ercan Kesal


Kocaman bir bozkır Anadolu… Ana, babalarımızın bitip tükenmeyen sevgileriyle sarmalanmış, çorak ruhlarımızla varolmaya çalıştığımız... Ve onların çaresiz yakarışları kuzularının ardından… Ve ana babasız kalmış minicik kuzular… Gecenin bir yarısı açtığım ilk hikaye; Analar Kokularından Bulur Kuzularını… Bu böyle olmayacak çay demlemeliyim dedirten… Vurucu bir sadelikle içime işleyen samimiyet, iz bırakan…

5 Aralık 2017 Salı

Béatrice’ten Sonra Birinci Yüzyıl – Amin Maalouf


Erkek, kadının çocuğu tek başına yapmadığını keşfettiğinde kadın egemenliğini kaybetti. Erkek egemen toplumlar aldı başını gitti maalesef. Hal böyle olunca az gelişmişinden gelişmişine tüm toplumlarda, erkek çocuk sahibi olmak makbul oldu. Roman, gittikçe artan erkek nüfusa dair… Biz bu kadar erkeğe dayanamazken neredeyse yok olacak kadın nesli… İyi niyetle başlayan keşiflerin devamında nasıl kullanıldığından tutun, kuzey güney ayrımına, toplumların yok edilemeyen ve patlamak için yer arayan “kin”lerine kadar uzanan bir roman.

Oysa, geçmiş zamanda mesela İsa’dan sonraki birinci yüzyılda geçtiğini düşünmüştüm olayın. Diğer tarihi romanları gibi gerçek dehlizlerde yüzmek değişik gelecekti. Tam tersi oldu, günümüz dünyasında hiç de yabancı olmadığımız bir konuyla, gayet masum hatta böceklerle başlayan bir romanda buluverdim kendimi. Tecavüz edilip, hamile kalan kadın-çocukların öldürüldüğü bir toplumda, kadının alınıp satıldığı bir toplumda, kadının iş hayatında erkekleştiği bir toplumda erkek sayısının artmasının yol açacaklarına dair düşündüren, gerçeklerle yüzleştiren bir roman…

Aklımda Amin Maalouf’un Osmanlı’yı neden sevmediği var bir yandan, Ağrı Dağı’nı Ararat olarak anıp, Ermenilere ait olduğunu söylemesinin nedenlerini yazmasını isterdim. Olay Osmanlı mı? Sömürge mi? Bu konu derin ve sonlanacak bir tartışma değil sanırım…

28 Kasım 2017 Salı

Tarihi Hoşça Kal Lokantası - Şermin Yaşar

Gecenin bir yarısı bir öyküden başlamıştım. Bam telimden vuracağını bilmeden, ayazda donmuşum gibi titreyeceğimden habersiz başlamıştım işte bir öyküden. Ev ahalisini, o ruh haliyle uyandırmak, sarılmak, kokularını içime çekip hapsetmek istedim sabırsızlıkla. Gözlerimi kapatıp nefes seslerini dinledim. Buzdolabından gelen takırtılara gülmeye başladım sonra. Hadi bir öykü daha okuyayım dedim, devamı geldi bırakamadım.

Çocuklarla ilgili kitaplar, oyunlar, projeler derken sıra yetişkinlere gelmişti. Çocukken dedesinin bakkalında çalışmanın getirdiği tecrübelere, gözlem gücü ve yaratıcılık eklenince bir sürü hikaye çıkmıştı ortaya… İnsan hikayeleri; sanki karakterler bir filmin ya da bir romanın parçası olacaklar gibi. Kimbilir…

25 Kasım 2017 Cumartesi

Hakkari’de Bir Mevsim – Ferit Edgü


Gemisi karaya oturan denizci nerede olduğunu öğrendiğinde, alabildiğine beyaza boyanmamıştır her yer. Ne yüzünü, ne geçmişini bilir gemici… Hatırladığı, uçsuz bucaksız denizlerdir sadece. Kendini Hak. şehrinde bulduktan sonra başlar her şey onun için. Oysa karşılaştığı herkes, hakkında bir şeyler biliyor, ima ediyordur. Kendini bulmak ister, yüzünü görmek, söylenenleri anlamlandırmak… 

Ve çocuklar ölmeye başlar. Beyaz bir çaresizlik sarar her yanını. Çaresizlikle sarılır kağıtlara, kendini aklamak için olduğunu söyleyerek…  

22 Kasım 2017 Çarşamba

İnsanın Düşünmekten Can Yanar mı? - Nevşin Mengü



Doğu Kudüs’te görece iyi bir otelde olduğunuzu düşünün. Yemek salonunda yemek yemek için yer bakıyorsunuz. Bir karmaşa… Açık büfeye yemekler tam gelmemiş, gelenler bitmiş, kimin nereye oturacağı belli değil. Bulduğun yere oturuyorsun, ne bulursan yiyorsun işte… Çatıdan manzara için yukarıya çıkıyorsun sonra, merak ederek... Orada gayet hoş bir salon, oturup bir kahve içmek ve açık büfedeki tatlılardan yemek istiyorsun ve kabaca gönderiliyorsun aşağı. Avrupalılara ait bir salonda yemesi yasak Türklerin! Sonra otel çalışanlarından birileri İngilizce konuşmanıza şaşırıyor. Arapların ağırlıklı yaşadığı Doğu Kudüs’te bunları yaşamamış olsanız ve birileri anlatmış olsa inanmazsınız muhtemelen. Hele de Türkiye’nin “nezih” bölümlerinde yaşayanlardansanız…

19 Kasım 2017 Pazar

“Aslında…” - Ercan Kesal


Gümüşhane’de hastanenin önünde durmuş çevreye bakarken bir an çıplak kayalarıyla yükselen dağa takıldı gözüm. Sudan besleniyordum ben sürekli. Suda kıyısı olan bir şehirde doğmuş, suyla komşu şehirlerde yaşamış, içinden nehirler geçen şehirlere aşık olmuştum. Böylesine sarp ve çorak bir dağın içimdeki yansımasıyla burun buruna kalmanın hissettirdiği o duygu çok garipti. Tüm hayatımı orada geçirebileceğim hissi… Yerlerin değil, birlikte olunan insanların önemli olduğunu düşünsem de, bulunduğum yerlere kolayca alışabilsem de bozkırda hiç yaşamamıştım. Bir çıkmazdaymışım gibi hissedebilir miydim?

8 Kasım 2017 Çarşamba

Başlangıç - Dan Brown

 “Görüyor musunuz? O halde size şu ünlü soruyu sorayım: Teknoloji olmayan bir dünyada mı yoksa dini olmayan bir dünyada mı yaşamayı tercih ederdiniz? Tıp, elektrik, ulaşım araçları, antibiyotikler olmayan bir dünya da mı yoksa …” *

Böyle bir soru popüler miydi sahi? Daha önce hiç düşünmemiştim ya da açıkça düşünmemiştim demeliyim belki de. Evet bilimin ilerlemesiyle dinlere inanış arasında ters orantı olabilirdi belki ama direk olarak bu soru… Böyle bir tercih hiç aklıma gelmemişti. Tam da mitler, inanışlar arasında, geçmişle bugünü anlamlandırmaya çalışırken böyle bir soru insanlığın nereye gittiğine dair bir ipucu muydu?

28 Ekim 2017 Cumartesi

Psikoterapist ve Mitlere Yolculuk – Rollo May


Galatasaray, Beşiktaş, Fenerbahçe takımlarının gücü ve etki alanı konusunda hepimiz hem fikirizdir. Oysa “mit”lerden bahsetmeye başladığımda, konuyla biraz ilgiliysek geçmişe doğru kayar zihnimiz hatta burun kıvırabiliriz fazlaca kültürel bulduğumuz için. Peki size bu futbol takımlarının birer “mit” olduğunu söylesem… Toplumların kimlik arayışlarına cevap verirken futbol takımlarından, geleneklerinden, ahlaki değerlerine uzanan mitleri oluşturduklarını eklesem sonra da…

18 Ekim 2017 Çarşamba

Din ve Psikiyatri – Irvin D. Yalom


Son dönemde, Nietzche’nin dinle ilişkisine dair o kadar çok üstelik birbirinden farklı o kadar çok yorum okudum ki. Hatta henüz yazamadığım Eliade’nin Kutsal ve Kutsal Dışı’nda ateistlere, Marx’a dair yorumlar dilimi yutmama neden olabilecek düzeydeydi. Bildiklerimi tepetaklak yuvarlarken ateistlerin de, din benzeri aitlikleri, ritüelleri şaşırtıcı geliyor bana. Sanırım bu biraz demlendikten sonra yazabileceğim bir konu olacak. Öte yandan örneğin günah çıkarma insanın konuşma ihtiyacını giderebileceği bir terapi değil mi sizce de. Ya da toplu ibadet etme, bir topluma aitlik hissi gurup terapileri gibi geliyordu son zamanlarda… Dinler tarihinde bebek adımlarıyla da olsa ilerlerken yıllar sonra tekrar okuyacağım bu konuşmada nelerin dikkatimi çekeceğini gerçekten merak ediyordum.

16 Ekim 2017 Pazartesi

Sardalye Sokağı – John Steinbeck


Gecenin Sonuna Yolculuk, üç kıta, iki savaşı anlatırken bıçak keskinliğiyle savurur atar bizi de. Satırların peşinden Afrika’ya, Amerika’ya gider, çamurlara bulanır, kaçar, sevgiyi bırakır, Avrupa’ya biraz da buruk bir hayata döneriz. Amerika’da Ford fabrikasında çalışırız birlikte. Ford’un dahice fikriyle kapitalizme kazandırdığı seri üretime eşlik ederiz.

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...