17 Haziran 2017 Cumartesi

Zaman Yeli - Gürsel Korat


Zaman bu ya belki de bana Divriği’de birkaç gün lütfedip, Ulu Camii yamacında okuyup yazmama izin verirdi. Ağır ağır kalkardım Kuzeytaç kapının önünden, yüzyılların hayalleriyle batıya giden trenlere binerdim belki… Yolum Niğde’ye, Konya’ya, Kayseri’ye, Kapadokya’ya yeraltı şehirlerine düşerdi. Doğan Kuban’ın muhteşem kitapları eşlik eder miydi bana? Sonra birgün Güvercine Ağıt çıkıverdi karşıma, istediğim döneme ait romanlar serisinden... Sevinçle not almışken, hain zaman durur mu ayırdı bizi bir süre… Derken işte Zaman Yeli, işte Kapadokya, işte Anadolu’mda en merak ettiğim dönem…

8 Haziran 2017 Perşembe

Varolmanın Kıyısında Filistin- Batı Şeria 1 (Hebron -El Halil)


Bir coğrafya düşünün küçücük bir bölge Dünya haritasında görmek için zorlandığınız belki de… Bir coğrafya düşünün inanç tarihini yazan hatta dünya tarihine yön veren…  Bir coğrafya ki sultanları dillere destan… Bitmek bilmez zenginliğiyle sürekli kanayan… Bir girdap gibi içine çeken… Ağır adımlarla keşfetmeye çalışırken labirentlerinde kaybolduğunuz… Kilometrelerce uzakta bile zihninizi işgal eden… Ortadoğu’dan bahsediyorum… Dinler tarihi çalışmaya başladığımdan beri zihnen ve bedenen çıkamadığım o muhteşem coğrafyadan… 

7 Haziran 2017 Çarşamba

Gelecek Daha Güzel Günler mi Getirecek? Alain de Botton, Steven Pinker, Matt Ridley, Malcolm Gladwell


Bir elimde Fas’tan aldığım fosiller, desert rose ve spiralli bir hayvanın olduğu taş parçası.  Binlerce yıl öncesinden… Fas’ta fosillerin satışı ve ülke dışına çıkarılması henüz serbest. Gelecekte ne olur bilinmez.

Bir elimde fosiller aklımda gelecek… 2000lerin başında Megatrends2000 diye bir kitap geçmişti elime öyle pozitifti ki inanamamıştım. Bir köşeye atıverdiğimi hatırlıyorum. Gelecekten bahsetmek bulunduğu coğrafya dahilinde mi anlam kazanıyordu diye bir soru kalmış aklımda kitabı okurken. Evet savaşlar azalıyordu ama siz Filistin’de ve hatta Ortadoğu’nun herhangi bir bölgesinde yaşıyorsanız ya da Afrika’da bu sizin için de geçerli miydi?

1 Haziran 2017 Perşembe

Ölümcül Kimlikler – Amin Maalouf


Amin Maalouf, Lübnan’dan Fransa’ya göç etmiş bir Arap, üstelik Hıristiyan. Kendisine sorulan nereli hissediyorsunuz sorusuna her seferinde, açıklama yaparak cevap verdiğini söylüyor kitabında. Çünkü iki ülkede de uzun süre yaşamış ve kişiliğinin biçimlenmesinde ikisinin etkisini yadsımıyor. Hatta tam tersini insanların kişiliklerini, aidiyetliklerinin oluşturduğunu, bir bütün olduğunu söylüyor.  
Aklıma İzlanda’nın ada olduğu için halkının DNAsının kimseyle karışmadığını iddia etmesi ya da İpek Yolundan Avrupa’ya Cengiz Han DNAsının araştırılması geliyor. DNAmız  bile bu kadar çeşitliyken, sürekli değişen dünya düzeninde aitliklerimiz, bağlı olunan ülkeler değişirken hepsini kucaklamaktan neden bahsedemiyoruz? Türkiye’den Almanya’ya göç eden insanlarımız Türkiye’de Almancı, Almanya’da Türk olarak kabul edilmiyorlar mı? Oysa her iki kimliklerini neden doyasıya kucaklamasınlar, farklılarını neden yaşamasınlar diyor yazarımız. Cezayir’den Almanya’ya göç edenler için durum farklı mı?

27 Mayıs 2017 Cumartesi

Fransız Akademisi’ne Kabul Konuşması – Amin Maalouf


Çok gezen mi çok okuyan mı bilir sorularının cevabı belli artık; gezerken çok okuyan! Doğup büyüdüğümüz topraklara ya da dünyaya dair sorular gidebildiğimiz coğrafyalarda değişiyor ya da çoğalıyor kimi zaman. Yolun getirdiği düşünceler,  kitapları okurken fark etmediklerimizi de zihnimize taşıdığında olanlar oluyor. Bu yüzden kimi kitapları erken okuduğumu düşünüyorum. Mesela Amin Maaoluf’un hemen hemen tüm kitaplarını okumuşken birden baştan okumaya karar veriyorum. Çünkü eskiden Hıristiyan olması ya da göçmen olması ya da Ortadoğu’ya dair yazıyor olması bu kadar önemli değildi benim için. Dinler tarihindeki hakimiyetini fark edecek kadar bilgili ve ilgili değildim bu konuda. Şimdilerde yazarın sorularının ve konularının güncelliği büyülüyor beni. Hal böyleyken kabul konuşmasında neler söylediğini merak edip alıveriyorum bu incecik kitabı…

21 Mayıs 2017 Pazar

Kayıp Zamanın İzinde Swann'ların Tarafı - Marcel Proust


Çok ama çok düşkün olduğunuz annenizin ardından bir ağıt yakmak istediniz diyelim. Ve bunu tıpkı onun istediği gibi yatakta, onun bakımına muhtaç olarak yaptınız; cümleler, sayfalar, ciltler, yıllar boyunca… Acınızı azaltır mı?

Çok başarılı doktor bir baba ve erkek kardeşin gölgesinde yıllarca bir işte tutunamayan Marcel Proust’tan bahsediyorum. Ataerki bir ailede, annesinin kanatları altında, dünyaya kadın duyarlılığının da ötesinde bir pencereden bakabilen yazar.

Uzun süredir edebiyatta sadelikle gelen derinliği sevdiğini söyleyen biri olarak neyle karşılaşacağımı bilmeden başladım Swann’ların Tarafı’na. Öncesinde okuduğum Hazlar ve Günler’deki betimleme ve insan doğası çalışmalarından romanı tahmin etmeye çalıştım. Hazlar ve Günler değişikti. Hani Guernica’nın parçalarını çizdiği taslaklara baktığınızda heyecanlanırsınız ya öyle bir şeydi hissettiğim. Yirmili yaşlarında insan doğasına böylesine hakim birinin içimde koparacaklarının ayak sesleriydi, usul usul gelen…

13 Mayıs 2017 Cumartesi

Hazlar ve Günler - Marcel Proust



Aşk acısıyla yanıp tutuşurken can derdine düşünce öldüreceği sanılan o acı nereye gider? Ya da sanat barış zamanlarına mı özgüdür? Refah içinde yaşamla, yoksullukta hissedilenler farklı mıdır? Gerçek nedir? Başlayıp biter mi? Fiziksel ve duygusal acılar arasında fark var mıdır? Uzunca bir süredir bu sorular zihnimde dallanıp budaklanırken karşıma aşağıdaki paragraf çıkıverdi. Hazlar ve Günler’in önsözünde… Proust’la ilgili düşüncelerim ağır ağır değişiyor muydu?  

10 Mayıs 2017 Çarşamba

Üst Kat Komşusuna Mektuplar – Marcel Proust


Buluşma notunun geldiği bir mektup ya da taziyelerini ileten… İnternetin hatta telefonun bile olmadığı bir dönem hayal edebiliyor musunuz? Kalem kağıtla şahaserler yaratılan. Özenerek  aşkınızı anlattığınız mesela… Kalp çarpıntılarıyla cevap beklediğiniz… Dolmakalemlerin göz kamaştırdığı, mürekkebin elinize bulaştığı, kurutma kağıdı kullandığınız belki. Bir de yazıştığınız kişinin detaylarda üstad, sürekli hasta olan bir efsane olduğunu düşünün…

7 Mayıs 2017 Pazar

Proust Yaşamınızı Nasıl Değiştirebilir - Alain de Botton


Van Gogh’u acılar çekerek ünlü bir ressam olması mı yoksa  normal bir hayat sürerek mutlu olması mı diye düşündüğüm çok olmuştur. Hastalığı nedeniyle değişik renk algısının çığır açması yerine kulağını kesmediği, kendini daha iyi ifade ettiği bir hayat… Bu konu, farklı ya da dahi olmaktansa hayatın sıradanlığında mutlu olmak diye geçiyor genelde aklımdan. Aynı şekilde Proust’un hayatı mı yoksa kardeşininki mi diye sorabilirim rahatlıkla…

Botton, sorulara verdiği farklı cevaplarla hep olduğu gibi, bu konuya bakışımı değiştiriyor. Madem acı çekilen bir hayat yaşanıyor yani bu kaderse neden verimli olmasın? 

24 Nisan 2017 Pazartesi

Sarı Sıcak - Yaşar Kemal


İstanbul’da köprü altında balık ekmek yenirmiş,ben balık yemem ekmek arası salata yedim diyor. Heyelanda iki kez evi yıkılmış amca aracına almış bizi, anlatıyor. Devlet, ev için yardım etmedi, traktörümü sattım, borçla bir şeyler yaptık… Sarp dağlar arasındaki nefis vadilere bakarak ilerliyoruz. Yemyeşil, içine kapalı dünyalar. Toroslar’ın kuzeyinden geçiyor yolumuz. Çinko damlı rengarenk köyler görüyoruz. İçlerindeki yaşamları bilmeden. Öyle ya bizler büyük şehir insanıyız, dünyanın kendi etrafımızda döndüğünü sanıyoruz.

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...